Serin bölgelere ilgi arttı: Kuzey ülkeleri turizme hazır mı?

Norveç’in güneyindeki dağlık Jotunheimen bölgesini tepeden gören bir sırt, tur operatörü Georg Sichelschmidt’e ziyaretçileri götürmek için ideal bir yürüyüş rotası gibi görünüyordu. Ancak yöre halkı ona bölgede kartalların yuva yaptığını söyledi.
Patika kullanıma açıktı, fakat Sichelschmidt, turkuaz göller ve buzullarla bezeli devasa dağların hâkim yırtıcıları olan kartalları yuvalarında rahatsız etmek istemedi.
Doğa temelli turizm şirketi JVB Travel’ı işleten Sichelschmidt, “Bu patikayı artık kullanmamaya karar verdik. Başka bir çözüm bulmamız gerekiyordu” diyor.
Norveç’te “allemannsretten” olarak bilinen “doğada serbest dolaşım hakkı”, mülkiyetin kime ait olduğuna bakılmaksızın insanlara doğaya geniş erişim imkânı tanırken, aynı zamanda doğaya saygılı davranılmasını da şart koşuyor. Doğası nedeniyle 16 yıl önce Almanya’dan Norveç’e taşınan Sichelschmidt için bu kararı vermek zor olmadı.

Tur operatörü Georg Sichelschmidt, Norveç’in Jotunheimen bölgesinde bir tur sırasında mola veriyorFotoğraf: Petr Pavlicek/JVB Travel
Ancak iklim değişikliği yaz tatili alışkanlıklarını yeniden şekillendirirken doğayı korumak, bireysel kararlardan çok daha fazlasını gerektirecek. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2026 turizm eğilimleri raporuna göre, Güney Avrupa’da daha uzun süren ve daha şiddetli hâle gelen sıcak hava dalgaları, daha serin destinasyonlara ilgiyi artırıyor. Bu değişim de Norveç gibi ülkelerde artan ziyaretçi sayılarına doğanın ne kadar dayanabileceği konusunda kaygıları büyütüyor.
Sıcaklar seyahat alışkanlıklarını değiştiriyor mu?
Turizm sektörü, yaz tatili alışkanlıklarındaki bu değişimi pazarlamak için “coolcation” kavramını kullanmaya başladı. “Cool” (serin) ve “vacation” (tatil) sözcüklerinin birleşiminden türetilen kavram, sıcak bölgeler yerine daha serin yerlerde tatil yapmayı ifade ediyor. Ancak Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nde iklim ve turizm alanında uzman profesör Daniel Scott’a göre bu eğilimin ne kadar yaygın olduğunu söylemek için henüz erken.
Scott, rezervasyon şirketleri, oteller ve hava yolu firmalarının yalnızca sıcaklık nedeniyle kaç kişinin tatil rotasını değiştirdiğini gösteren veriler yayımlamadığını belirtiyor. Bununla birlikte, “İnsanların bunu düşündüğünü biliyoruz. Bazıları buna göre hareket ettiğini söylüyor” diyor.
Sichelschmidt ise bu eğilimi doğrudan gözlemlediğini söylüyor. Akdeniz ve Kuzey Avrupa bölgelerine seyahat düzenleyen iş ortağı tur operatörleri, yaz aylarında yürüyüş ve bisiklet gibi “aktif” kuzey tatillerine ilginin arttığını kaydediyor:
“Temmuz ve Ağustos aylarında sıcaklık 40 derecenin üzerine çıktığında Fransa, İspanya ya da İtalya’da yürüyüş yapmak zor. İskandinav ülkeleri bundan kaçmak için iyi bir seçenek. Akdeniz’e yapılan seyahatler ise ilkbahar ve sonbahara kaydı.”

Aşırı sıcaklar yaz tatili alışkanlıklarını değiştirirken “serin tatil” olarak adlandırılan yeni eğilim, Norveç gibi kuzey destinasyonlarına ilgiyi artırıyor.Fotoğraf: Olivier Feniet/AFP
Daha fazla ziyaretçi, doğa üzerinde daha fazla baskı
Kuzey Norveç, artan ziyaretçi sayılarının hassas çevreler açısından ne anlama gelebileceğini şimdiden gösteriyor.
Dik kayalıkları, derin fiyortları ve el değmemiş kumsallarıyla tanınan Lofoten’de yaklaşık 25 bin kişi yaşıyor. Norveç İstatistik Kurumu’na göre, bölge 2025 yılında 807 binden fazla ticari geceleme kaydetti. Serin tatillere yönelik artan ilgi, burada doğa üzerindeki mevcut baskıyı daha da artırabilir.
Takımadalar, yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında, artan ziyaretçi sayılarından olumsuz etkilenebilecek bir deniz papağanı kolonisi de bulunuyor. Norveç Arktik Üniversitesi UiT’de turizm araştırmacısı Elina Hutton’a göre yuva yapan kuşlar yaz sonlarında özellikle savunmasız. Ancak başka yaban hayvanları da etkilenebiliyor. Örneğin ren geyikleri, mayıs ve haziran başındaki yavrulama döneminde ziyaretçi baskısına karşı hassas.
Lofoten’in kıyı fundalıkları, bataklıkları ve Alp tipi bitki örtüsü de yaya trafiğine karşı son derece hassas. Yürüyüşçüler ıslak zeminde ilerlediğinde bitki köklerine zarar verebiliyor ve dağ kayalarının üzerini örten ince toprak tabakasını aşındırabiliyor.
Hutton, ziyaretçi sayısındaki artışın Lofoten’deki patikaları nasıl etkilediğini uydu verileriyle takip ediyor. Yalnızca yürüyerek ulaşılabilen tenha Kvalvika Plajı’na giden güzergâhta en fazla zarar gören patikalar yaklaşık 20 metre genişliğe kadar yayılmış durumda. Bu da çevredeki bitki örtüsünü yok ediyor. Kuzey ekosistemleri ise hasarı çok yavaş telafi ediyor.
Hutton, “Böyle bir hasar burada neredeyse kalıcı” diyor. Ziyaretçilere, sosyal medyada paylaşabilecekleri “gizli cennetler” aramak yerine belirlenmiş patikalardan ayrılmamaları çağrısında bulunuyor.

Norveç’in Lofoten takımadalarındaki Henningsvær, etkileyici manzarasıyla giderek daha fazla ziyaretçi çekiyorFotoğraf: IMAGO/VWPics
Turizmi yalnızca teşvik etmek değil, yönetmek de gerekiyor
Sichelschmidt’e göre tur operatörleri, ziyaretçileri iyi yönetilen patikalara yönlendirip en hassas bölgelerden uzak tutarak çevreye verilen zararın azaltılmasına yardımcı olabilir:
“Çok sayıda insandan söz ediyorsak, onları nereye gidebilecekleri konusunda yönlendirmemiz gerekiyor. Böylece patikalar doğa tahrip edilmeden korunabilir.”
Ancak Sichelschmidt’in kartal yuvasından uzak durma kararı gibi tercihler tamamen tur operatörlerine bırakılamaz. Destinasyonların, ziyaretçilerin nereye yönlendirileceğine, hangi bölgelerin daha fazla korunması gerektiğine ve doğanın ne kadar baskıyı kaldırabileceğine karar vermesi gerekiyor.
Norveç, turizmi yönetmek için yeni yöntemleri şimdiden deniyor. Yeni bir yasa kapsamında turizm baskısının özellikle yüksek olduğu yerleşim yerleri, 2027’den itibaren yüzde 3 oranında konaklama vergisi uygulayabilecek. Hutton’a göre bu vergi ziyaretçi sayısını azaltmayacak ancak başka alanlarda fayda sağlayabilir:
“En azından bu sayıda turisti karşılayabilmek için daha iyi patikalar, daha iyi tuvaletler ve daha iyi altyapı inşa etmemize yarayacak biraz daha fazla aracımız ve biraz daha fazla paramız olacak.”
Bazı ülkelerde ziyaretçileri doğa koruma çalışmalarına dahil eden ekoturizm girişimleri de bulunuyor. Örneğin Faroe Adaları’ndaki “Closed for Maintenance” (Bakım nedeniyle kapalı) girişimi, doğal alanlar yeniden ziyaretçilere açılmadan önce gönüllüleri patikaları onarmaya ve bu alanların bakımına katkıda bulunmaya davet ediyor.
Hutton, yine de destinasyonların, belediyelerin ve turizm işletmelerinin ne kadar ziyaretçi ağırlayabileceklerini ve turizmi yıl geneline nasıl daha dengeli yayabileceklerini düşünmeleri gerektiğini söylüyor ve ekliyor:
“Sadece daha fazla turist gelmesi hiç kimse için iyi değil.”

Fransa’nın güneybatısındaki Arcachon Körfezi’nde görülen orman yangını, aşırı sıcaklar ve kuraklığın geleneksel tatil bölgelerini nasıl kırılgan hale getirdiğini gösteriyorFotoğraf: Maximilien Lamy/AFP
“Serin” destinasyonlar da ısınıyor
Ancak insanlar gezegeni ısıtan fosil yakıtları yakmaya devam ettikçe güvenilir biçimde serin kalacak destinasyonlar bulmak da giderek zorlaşıyor. Daniel Scott, Euromonitor’un dünyadaki en popüler 100 kent destinasyonunda sıcaklık riskinin nasıl değiştiğini inceleyen ve henüz yayımlanmamış bir araştırmanın ilk bulgularını DW ile paylaştı.
Araştırma, turistlerin giderek daha yüksek sıcaklıklara ve sıcaklık kaynaklı risklere daha sık maruz kalacağını gösteriyor.
Analize göre 2015 ile 2025 arasında Dublin, Auckland ve San Francisco’nun da aralarında bulunduğu yalnızca dokuz kentte, sıcaklığın 32 dereceye veya üzerine çıktığı günlerin yıllık ortalaması 10’un altında kaldı.
2050’li yıllara gelindiğinde bu sayının yarıdan fazla azalacağı tahmin ediliyor. Bu da geleneksel olarak daha serin kabul edilen destinasyonların bile önemli ölçüde ısınmasının beklendiğini ortaya koyuyor.
Hutton, destinasyonların Avrupa’daki aşırı sıcakların ortaya çıkardığı turizm fırsatlarını memnuniyetle karşılamasını kaygı verici buluyor:
“Aynı iklim değişikliği bizi de bir şekilde etkiliyor. Durum bu şekilde geliştiğinde hiçbir destinasyon bundan kazançlı çıkmayacak.”
Daha fazla tatilci serin hava ararken Sichelschmidt, şirketinin pazarlamasında “coolcation” kavramını kullanmamaya karar verdi.
“Bu durumu tanıtım amacıyla kullanmak istemiyoruz” diyor ve ekliyor:
“Bu gerçek bir durum. Ama bunun hakkında konuşmak zorunda kalmamız ya da gezegenimizi yok ettiğimizi ve her şeyin bu kadar hızlı değiştiğini fark etmemiz üzücü.”







